İtirazın İptali Davası
Borcun borçlunun rızası ile ödenmemesi halinde, alacaklı devletin gücüyle alacağını tahsil etme yoluna yani icra dairesine başvurabilir.
İcra hukuku, icra takibi ve iflas takibi olarak ikiye ayrılır. İcra takibi ise ilamsız ve ilamlı icra olarak ikiye ayrılır. İtirazın iptali davası, bir ilamsız icra takibi türü olan genel haciz yoluyla takipte söz konusu olur.(1)
Konusu bir paranın ödenmesi veya bir teminatın verilmesine ilişkin olan genel haciz yoluyla takipte, borçlu eğer yedi gün içerisinde ödeme emrine itiraz etmezse icra takibi kesinleşmiş olur ve alacaklı haciz isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz ederse fakat borçlunun ödeme emrine itirazı süresinde değilse, alacaklının talebi üzerine, icra müdürü takip muamelelerine devam eder. Borçlu borcun bir kısmına itirazda bulunduysa, itiraz etmediği kısım için takip devam eder. (2)
Borçlunun yedi gün içinde ödeme emrine itiraz etmesi halinde ise, borçlu aleyhine başlatılan icra takibi İİK md. 66 gereğince kendiliğinden durur. İcra takibine devam edilebilmesi için, borçlunun itirazının hükümden düşürülebilmesi gerekir.
Borçlunun itirazının hükümden düşürülebilmesi için, alacaklı İİK md. 67’ye göre genel mahkemelerde ’itirazın iptali davası’’ açabileceği gibi, İİK md. 68-70’e göre icra mahkemesinde ‘’ itirazın kaldırılması yolu’’na da başvurabilir.
Genel haciz yoluyla icra takibinde borçlunun, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde dilekçeyle ya da sözlü olarak icra dairesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesiyle ya da borçlunun icra mahkemesine yaptığı gecikmiş itirazının mahkemece kabul edilmesiyle yapılmış olan icra takibi durur. Alacaklı, alacağını tahsil edebilmek için icra takibine devam etmek isterse, öncelikle borçlunun itirazının hükümden düşürülmesi gerekir.
İİK’nın md.68-68/a’da sayılan belgelerden birine sahip bulunmayan alacaklı, itirazı hükümden düşürebilmek ve icra takibine devam edebilmek için yalnız itirazın iptali davası açma yoluna başvurabilirken, elinde İİK md. 68-68/a’da sayılan belgelerden biri bulunan alacaklı da isterse itirazın iptali davası yoluna başvurabilir. İtirazın iptali dava yoluna başvuran alacaklı, artık itirazın kaldırılması yoluna başvuramazken (zira itirazın iptali davasının sonucu maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder) ; itirazın kaldırılması yoluna başvuran alacaklı, bu yolu bırakarak İİK md.67/1’deki süre içerisinde itirazın iptali yoluna başvurabilir. (3)
İtirazın iptali davası; takip alacaklısının davacı, takip borçlusunun ise davalı olduğu, konusu icra takibine konulan ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan eda davasıdır. Davacı bu davada, borçlunun itirazının iptalini, takibin devamına karar verilmesini, borçlunun takip konusu borcu ödemeye ve inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini ister.(4) (Alacaklı eğer borçlunun icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesini açıkça talep etmemişse, mahkemece tazminata hükmedilmez.)
İtirazın iptali davası, borçlunun süresi içinde ödeme emrine yaptığı itirazının iptali ve başlatılan icra takibine devam edilebilmesi amacıyla açılır. Borçlu süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmemişse veya ödeme emrine itirazını süresi geçtikten sonra yapmışsa ilamsız icra takibi kesinleşmiş olur. Bu durumda da alacaklının itirazın iptali davası ve hatta alacak davası açmasında hukuki yararı yoktur. Bu halde kötüniyet tazminatına da hükmedilemez(5). Zira alacaklının talebi halinde icra müdürlüğü takip işlemlerine devam eder.
Alacaklı, hem imzaya itiraz hem de borca itiraz hallerinde itirazın iptali davası açabilir. Ancak itirazın iptali davası bir eda davası olduğundan takip konusu alacağa ilişkin olmayan yetki itirazı, derdestlik itirazı gibi hallerde alacaklı genel mahkemelerde itirazın iptali davası yoluna başvuramayıp, icra mahkemelerinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabilir(6).
1) DAVA
a) Taraflar :
İtirazın iptali davası; takip alacaklısı tarafından, takip borçlusuna karşı açılır. Böylece davada, takip alacaklısı davacı, takip borçlusu ise davalı olur. İİK md.67’de de belirtildiği üzere alacaklı alacağının varlığını ispat suretiyle, borçlunun itirazının iptaline ve icra takibinin devamına karar verilmesini ister.
İtirazın iptali davası, icra takibinde borçlu olarak gösterilen ve takibe itiraz eden kişiye karşı açılır. İcra takibi gerçek kişi aleyhine yapılmış olup şirket aleyhine dava (itirazın iptali davası) açılabilmesi pasif husumet ehliyeti yönünden mümkün değildir. Bu yön dava şartı olup HMK’nın 115.maddesine göre re’sen gözetilir.(7)
İtirazın iptali davası açarken taraf ehliyetine dikkat edilmesi gerektiğine dair Yargıtay ‘’ Mahkemece, davalılar .. ve …’nin ayrı ayrı kendi başlarına tüzel kişilikleri bulunduğu, davada aktif ya da pasif dava ehliyetlerinin bulunduğu, ancak her iki şirketin bir araya gelerek oluşturdukları konsorsiyumun kendi başına tüzel kişiliği bulunmadığı, davacının, alacak iddiasının konsorsiyumu oluşturan her iki şirket olan …. ve … aleyhine ayrı ayrı itirazın iptali davası açması gerekirken davasını … Ortaklığına yönlendirdiği, her ne kadar davalı konsorsiyumu oluşturan … vekili davaya karşı vekaletname ve cevap dilekçesi sunmuş ise de bu işlemin davalı olarak gösterilen konsorsiyuma pasif husumet ehliyetini kazandırmayacağı, daha sonradan bu işlemin davacı tarafından tamamlanması ve değiştirilmesi imkanının bulunmadığı gerekçesiyle iş ortaklığının pasif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın HMK’nın 114/1-d, 115/2. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir’’ şeklindeki yerel mahkemenin kararını onamıştır.(8) Dolayısıyla gerek itirazın iptali davasını açarken gerekse icra takibi sırasında taraf ehliyetine dikkat edilmelidir.
b) Süre :
İtirazın iptali davası, borçlunun ödeme emrine itirazının alacaklıya veya vekiline tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde açılabilir. Alacaklının bir yıldan sonra açacağı dava, itirazın iptali davası olmayıp bir alacak davasıdır.
Borçlunun ödeme emrine itirazının alacaklıya tebliğ edilmemiş olması fakat borçlunun itirazı üzerine İcra Müdürlüğü’nce verilen takibin durması kararının alacaklıya tebliğ edilmesi halinde de, bir yıllık itirazın iptali davası açma süresi işlemeye başlar. Yargıtay bu hususu açıkça belirtmiş ve ‘’ İtirazın iptali davasının, takip talebine itirazın alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içerisinde açılması gerekir. Bu sürenin hesaplanmasında İİK.nun 19. maddesi hükmü dikkate alınmalıdır. İİK.nun 67. maddesinde gösterilmiş olan bu süre hak düşürücü süredir. Somut olayda, doğrudan davalı borçlunun itiraz dilekçesi davacı alacaklı vekiline tebliğ edilmemiş ise de, davalı borçlunun itiraz dilekçesi üzerine icra müdürlüğünce verilen ve borçlunun süresinde borca itiraz ettiğinin dilekçeyle beyan edildiği hususunu da içeren 02.03.2007 tarihli durma kararı davacı alacaklı vekiline 12.03.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. İtirazın iptali davasının açılma tarihi 26.05.2008’dir. Bu durumda itirazın iptali davasının dava şartlarından olan, hak düşürücü süre niteliğinde bulunan ve re’sen dikkate alınması gereken 1 yıllık sürede davanın açılmamış olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, bu yönün gözardı edilerek işin esasına girilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir.’’ denilmiştir. (9) Yargıtay’a göre itirazın iptali davası açabilmek için mevcut olan bir yıllık hak düşürücü süre, borçlunun itirazı alacaklıya tebliğ edilmemiş olsa bile, İcra Müdürlüğü’nün icra takibinin durduğuna dair kararının alacaklıya tebliğiyle işlemeye başlar.
Bir yıllık süre içerisinde açılan davanın kazanılması halinde, borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine de alacaklı, borçlunun itirazı ile durmuş olan icra takibine devam edilmesini ve borçlunun mallarının haczini isteyebilir. Alacaklının talebi halinde hükmedilecek olan icra inkar tazminatı da ancak bir yıllık süre içerisinde açılacak olan itirazın iptali davasında söz konusu olur.
Alacaklı bir yıl içerisinde itirazın iptali davası açmazsa, yaptığı ilamsız takip düşecektir. Fakat alacaklı her zaman, alacağı zamanaşımına uğramadan bir alacak davası açabilir. Ancak bu dava ile, borçlunun itirazı üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyemez. Alacak davası sonucunda alacağı ilam ile, yeni bir icra takibine (ilamlı icra) başlaması gerekir. Söz konusu alacak davasını kaybeden borçlu da icra-inkar tazminatı ödemeye mahkum edilemez. Ancak süresi içerisinde açılan itirazın iptali davasında, alacaklının talebi halinde borçlu icra-inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilir.(10)
c) Görevli Mahkeme :
İtirazın iptali davası genel hükümlere tabi olduğundan, görevli mahkeme HMK md.2’ye, yetkili mahkeme ise HMK md.6 vd. göre belirlenecektir.
İtirazın iptali davasında görevli mahkeme belirlenirken 1.10.2011 tarihinden önce, takip konusu alacağın miktarı dikkate alınmaktaydı. Buradaki alacaktan kasıt da asıl alacak olup, icra inkar tazminatı, faiz ve giderler görevli mahkemeyi tespit edecek miktar hesabında dikkate alınmamaktaydı. 1.10.2011 tarihinden sonra ise HMK 2.vd hükümleri görevli mahkemenin tespitinde dikkate alınmaktadır.
HMK md.2/1’e göre, ‘’Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.’’ denilmiştir. Buna göre; tarafların durumuna, hukuki ilişkinin niteliğine göre, aksine bir düzenleme bulunmayan hallerde itirazın iptali davası asliye hukuk mahkemelerinde açılacaktır.
Yargıtay, görevle ilgili önüne gelen bir uyuşmazlıkta yaptığı bir incelemede, ‘’Asliye Hukuk Mahkemesince, uyuşmazlığın 6102 Sayılı Kanunun 4/f maddesinden kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Asliye Ticaret Mahkemesi ise uyuşmazlığın bireysel kart sözleşmesinden kaynaklandığını belirterek görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. Maddesinde her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari dava nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bendlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.
Somut olayda işin esası hakkındaki uyuşmazlık, kredi kartından kaynaklanan borcun tahsili amacıyla yapılan icra takibinde vaki itirazın iptali davası niteliğinde olup davalının tacir olmadığı gibi, davanın da mutlak bir ticari nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından itirazın iptali hakkındaki uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.’’ (11) denilmiştir. Yani itirazın iptali davasında görevli mahkeme belirlenirken, tarafların durumu incelenmiş ve tacir olmadıklarına karar verilmiş, dava konusunun da TTK’da sayılan mutlak ticari işlerden olmadığına karar verilmiş, bütün bunlara göre davanın ticaret mahkemelerinde değil asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir.
İtirazın iptali davasında görevli mahkeme belirlenirken; davanın konusu, tarafların hukuki durumu (tüketici, tacir, işçi vs.) ve özel kanunlardaki hükümler incelenmelidir. Örneğin kira ilişkisinden doğan alacaklar için sulh hukuk mahkemesi görevlidir. Ticari dava niteliğindeki davalarda ise itirazın iptali davası asliye ticaret mahkemelerinde açılır.
Yine Yargıtay verdiği görevle ilgili bir kararında, ‘’ Mahkemece, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun amaç başlıklı 1. maddesinde Kanun’un amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde ” Bu kanun, 1. maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verildiği, bir hukuki işlemin 6502 Sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için Kanun’un amacı içerisinde taraflar arasında mal ve hizmet satışına dair bir hukuki işlemin olması gerektiği, 6502 Sayılı Kanun’un 73. maddesi gereği bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı öngörüldüğü, 6502 Sayılı Kanun 1. ve 2. maddeleri dikkate alındığında somut olayda kredi kartı alacağı nedeni ile banka tarafından açılan davada 5464 Sayılı Kanunun 44/2 maddesi uyarınca tüketici mahkemesi görevli olamayıp, genel hükümlere göre asliye ticaret mahkemesi görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ödenmeyen kredi kartı harcama bedellerinin tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/1-k-l,4/3,73/1,83/2 ve geçici 1. maddeleri uyarınca uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Bu husus gözetilmeden, davaya bakma görevinin Ticaret Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ‘’ (12) denilmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz 28.06.2013 tarihli Yargıtay kararında kredi kartından kaynaklanan borcun tahsilinde tarafların tacir olmadığı dolayısıyla davanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılması gerektiği belirtilirken, şimdi incelediğimiz 05.01.2015 tarihli Yargıtay kararında 6502 Sayılı Kanunun yürürlüğe de girmesiye kredi kartı harcama bedelinin tahsili için açılan davalarda Tüketici Mahkemelerinin görevli olacağı belirtilmiştir.
6502 Sayılı Kanunun 3.maddesinde tüketici işlemi tanımlanmış, tüketici işlemlerine bazı örnekler verilmiş ve ‘’ Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi,’’ denilmiştir. Dolayısıyla tarafların veya bir tarafın dava/takip konusu hukuki ilişkide tüketici konumunda olduğu ya da tüketici işlemi niteliği teşkil eden itirazın iptali davaları tüketici mahkemelerinde açılacaktır.
İtirazın iptali davasını açarken görevli mahkemenin tespitinde özellik arz eden bir durum da taraflar arasında tahkim sözleşmesi yapılması durumudur. Taraflar arasında tahkim sözleşmesi yapılmış olsa bile, alacaklı alacağının tahsili için hakemde dava açmadan ilamsız icra takibi yapabilir. Yapılan icra takibinde borçlu ödeme emrine itiraz ederse ve alacaklı itirazın iptali davası açmak isterse bu davayı hakemde açması gerekir. (13)
d) Yetkili Mahkeme :
İtirazın iptali davasında yetkili mahkeme belirlenirken ise HMK md.6 vd. maddeleri incelenmeli, davalıların yerleşim yerleri, davanın konusu, uyuşmazlığın sözleşmeden mi yoksa miras hukukundan mı kaynaklandığı hususları gibi unsurlara dikkat edilmelidir.
İİK’da itirazın iptali davası için özel bir yetki kuralı belirlenmemiştir. Halbuki; borçtan kurtulma davası, menfi tespit davası ve istirdat davaları için özel yetki hükümleri kabul edilmiştir. Bu davalar icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinde de açılabilir. Mahkemelerin yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir ve itirazın iptali davası için de kanunla bir özel hüküm getirilmemiştir. Dolayısıyla icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi HMK hükümlerine göre yetkili mahkeme değilse, icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinde itirazın iptali davası açılamaz. (14)
Ayrıca icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemiş olması, o yerdeki mahkemeyi de yetkili hale getirmez. Bu konuda Yargıtay 17.Hukuk Dairesi, ‘’… Davalı borçlu, ilk başlatılan Beyoğlu 1.İcra Müdürlüğü’nün 2006/6935 sayılı dosyasında sadece borca itiraz etmiş, yetkiye itiraz etmemiştir. Dolayısıyla bu borçlu yönünden yetki hususu kesinleşmiş olup Beyoğlu İcra Dairesinin yetkisi kabul edilmiştir. İtirazın iptali davası yönünden özel bir yetki kuralı getirilmediğinden genel hükümlere göre yetkili mahkeme belirlenecektir. İcra dairesinin yetkisine itiraz edilmemesi o yerdeki mahkemeyi itirazın iptali yönünden yetkili hale getirmez. Dolayısıyla davalı borçlu açılan itirazın iptali davasında yetkiye itiraz edebilir…’’ şeklinde açıklamada bulunuştur. Dolayısıyla borçlunun yetkiye itiraz etmemesi icra takibinde sadece icra dairesinin ve tetkik merciinin yetkisini kesinleştirecek, genel mahkemede açılan itirazın iptali davasındaysa borçlu her zaman yetki itirazında bulunabilecektir. (15)
e) Harç :
İtirazın iptali davası, genel hükümlere göre harca tabidir. Ancak alacaklının icra takibine başlarken yatırmış olduğu binde beş peşin harç kendisine geri verilir veya alacaklı isterse itirazın iptali davasını açarken yatıracağı harca mahsup edilebilir.
f) Haciz İsteme Süresi :
İİK md. 78/2’de, ‘’ Haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer. İtiraz veya dava halinde bunların vukuundan hükmün katileşmesine kadar veya alacaklıyla borçlunun icra dairesinde taksit sözleşmeleri yapmaları halinde taksit sözleşmelerinin ihlaline kadar geçen zaman hesaba katılmaz.’’ denilmiştir. Dolayısıyla, borçlunun icra takibinde ödeme emrine itirazı üzerine alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılmasıyla bir yıllık haciz isteme süresi durur. İtirazın iptali davasının sonucunun kesinleşmesine kadar da bu bir yıllık haciz isteme süresi durmaya devam eder. Davanın sonucunun kesinleşmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Yargıtay, haciz isteme süresiyle ilgili önüne gelen bir uyuşmazlıkta, ‘’ Bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan icra takibinde, alacaklının icra mahkemesine başvurusunda, yenileme işleminde harç alınması işleminin düzeltilmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
İİK.nun 78/2. maddesi gereğince haciz istemek hakkı, ödeme emri tebliğ tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer. Aynı maddenin 4 ve 5. fıkraları gereğince haciz talebi kanuni müddet içinde yapılmaz veya geri alındıktan sonra bu müddet içinde yenilenmez ise dosya muameleden kaldırılır. Yeniden haciz istemek, yenileme talebinin borçluya tebliğine bağlıdır. İlama dayalı olmayan takiplerde yenileme talebi üzerine, yeniden harç alınır.
Somut olayda borçlulara gönderilen ödeme emrinin 28.09.2011 ve 30.10.2011 tarihlerinde tebliğ edildiği ve alacaklının yasal 1 yıllık süre içinde (17.10.2011 tarihinde) haciz talebinde bulunduğu görülmüştür. Bu nedenle alacaklının haciz isteme hakkı düşmemiş olup, olayda İİK.nun 78/5. maddesi gereğince harç alınmasına ve borçluya yenileme emrinin tebliğine gerek bulunmamaktadır. Ayrıca haczin birden fazla yenilenmesi anılan kuralın uygulanmasını engellemez.’’(16) demiştir. Burada da, alacaklının ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren bir yıl içinde haciz istemesi gerektiği, aksi halde dosyanın işlemden kaldırılacağı belirtilmiştir. Alacaklı işlemden kaldırılan dosyayı yenileyebilir ve yeniden haciz isteyebilir. Ancak bu durumda ilama dayalı olmayan takiplerde yeniden harç yatırılır.
2) YARGILAMA
İtirazın iptali davasında, yargılama usulü bakımından genel hükümler uygulanır.
Borçlu, icra dairesine sözlü ya da yazılı olarak bildirdiği itirazlarla, itirazın iptali davasında bağlı değildir. Dava sırasında, cevap ve ikinci cevap dilekçesinde, ödeme emrine yapmış olduğu itirazlardan başkaca itirazlarını ileri sürebilir. Borçlu gerek icra takibine itirazı sırasında ileri sürdüğü itirazlarını gerekse başkaca bütün itirazlarını, itirazın iptali davasındaki cevap ve ikinci cevap dilekçesinde ileri sürmelidir. Zira mahkeme borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazlarını kendiliğinden dikkate alıp inceleyemez. (17)
İtirazın kaldırılması yolunda, alacaklının alacağını İİK’nın md.68’de sayılan belgelerle ispatlamak durumunda olduğunu belirtmiştik. İİK 68/1’ de, ‘’ Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir.’’ denilerek, bu belgeler tahdidi olarak sayılmıştır. Tek tek maddeleyecek olursak:
-İmzası ikrar edilmiş senet,
-Noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren senet,
-Resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri makbuz veya belge.
Elinde bu belgelerden biri olan alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabilir. Alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurması itirazın iptali davası açmasına engel değildir. İtirazın iptali davasında ise, alacaklı İİK md.68’de sayılan belgelerle bağlı olmayıp, alacağını her türlü delille ispatlayabilir. İtirazın iptali davasında genel ispat ve delil kuralları geçerlidir.
A) Davanın Kabulü :
Mahkemece, icra takibine itiraz eden borçlunun, borçlu olduğu kanısına varılırsa, borçlunun itirazının reddine ve alacaklının davasının kabulüne karar verilir. Borçlu ayrıca bu davanın da yargılama giderlerini ve vekalet ücretini ödemeye mahkum edilir.
Mahkemenin yaptığı yargılama genel mahkemede görülen bir eda davası niteliğinde olduğundan, mahkemenin ilamı kesin hüküm teşkil eder. Buradaki kesinlik maddi anlamda bir kesinliktir. Taraflar bundan sonra aynı dava konusu hakkında, aynı sebebe dayanan herhangi bir dava, menfi tespit davası, istirdat davası vs. açamaz. (Yeni açılan bir davaya karşı, o davanın daha önce kesin hükme bağlandığını söyleyebilmek için, o davanın müddeabihlerinin, dava sebeplerinin ve taraflarının aynı olması gerekir.(18))
Mahkemece itirazın iptaline karar verildikten sonra alacaklı bu kararı icra dairesine vererek, icra takibine devam edilmesini ve borçlunun mallarının haczini isteyebilir. Bunun için mahkemenin kararının kesinleşmiş olmasına da gerek yoktur.
İcra takibine itiraz eden, itirazın iptali davasının davalısı borçlunun da, itirazın iptali kararının kendisine tebliğinden itibaren üç gün içerisinde mal beyanında bulunması gerektiği İİK md.75’te düzenlenmiş ve ayrıca itirazın iptali kararı borçlunun hazır olduğu duruşmada verilmişse bu sürenin tefhimle başlayacağı belirtilmiştir.
Alacaklının haciz isteme süresinin ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir sene geçmekle düşeceği yukarıda da açıklanmıştı. İİK md. 78’e göre de takibe itiraz edilmiş ve alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılmışsa, davanın kabulü halinde hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreler, bu bir yıllık sürede hesaba katılmaz. Bu bir yıllık süre hükmün kesinleşmesiyle işlemeye devam eder.
Bir diğer önemli konu, mahkemenin yargılama sonucunda hüküm bölümünde belirttiği ifadelerdir. Doktrinde savunulan görüş:
– Yalnızca itirazın iptaline karar verilmişse, alacaklı bu ilamla başlatmış olduğu ilamsız icra takibine devam edilmesini isteyebilir,
– Hem itirazın iptaline hem de alacağın tahsiline karar verilmişse, alacaklı bu ilamla yeni bir ilamlı icra takibi yapabilir, şeklindedir.(19)
Yargıtay’ın bir kararında ise; ‘’… Somut olayda, alacaklı tarafından …İcra Müdürlüğü’nün … sayılı dosyasında başlatılan ilamsız takibe, borçlu tarafından itiraz edilmiş, itirazın iptali istemi üzerine … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce itirazın iptaline, takibin devamına, %40 inkar tazminatı olan 15.472,40 TL ile 3.335,00 TL vekalet ücretinin ve 2.325,80 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Anılan bu karar, eda hükmünü içeren, inkar tazminatı, yargılama gideri ve avukatlık ücreti tahsili için … İcra Müdürlüğü’nün … sayılı dosyası ile ilamlı takibe konu edilmiştir. Yukarıda kabul edilen ilke ve açıklamalar doğrultusunda İcra Müdürlüğünce, ilama bağlanan alacaklar için ilk takip dosyasında icra emri düzenlenerek takibe devam olanağı bulunmaktadır. Makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın ayrı bir takip yapılması usulsüzdür.’’ (20) denilmiştir. İtirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen bir ilamda, ayrı bir takip yapılmayarak, ilk takip dosyası üzerinden takibe devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Hukukumuza egemen ilkelerden olan usul ekonomisi ilkesine dikkat çeken bu karardan da hareketle, eğer yerel mahkemece aynı ilamda hem itirazın iptaline hem de alacağın tahsiline karar verilmiş olsa bile yeni bir ilamlı icra takibi yapılmayıp, daha önce başlatılan ilamsız icra takibine devam edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
İcra-İnkar Tazminatı :
a) Nedir?
İtirazın iptali davasının kabulüne karar verilmesi ve alacaklının dava dilekçesinde istemesi halinde, borçlu hakkında hükmolunan borç miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminat ödemeye hükmedilir. Bu tazminata icra inkar tazminatı denilmektedir.
b) Kanunda düzenleniş nedeni :
İcra inkar tazminatının düzenlenmesinin amacının, borçlu olduğu miktarı bilebilecek veya bu miktarı tayin edebilecek durumda olan borçlunun ödeme emri üzerine icrada borcunu inkar etmesini önlemektir.
Kanunun lafzı ve gayesi birlikte nazara alındığı takdirde, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, takip konusu alacağın mutlaka bir senede veya yazılı bir anlaşmaya dayanmış bulunmasında zorunluluk bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kanunun 42.maddesinde ilamsız takip için belge şartı konulmamıştır. Yine İİK’nın 58.maddesinde senet yoksa borcun sebebi denilmek suretiyle belgeye dayanmayan alacağın da ilamsız takibe konu olabileceği belirtilmiştir. (21)
c) Tarihi :
6352 Sayılı Kanunla İİK md.67/2’de düzenlenen %40 icra-inkar tazminatı %20’ye düşürülmüştür. Bu durumda hangi tarihten sonra yapılan icra takiplerinde %20 icra-inkar tazminatı uygulanacağı tartışma konusu olmuştur.
Yargıtay bu konuyu açıklığa kavuşturmuş (22) ve ‘’İtirazın iptalı davasında; İİK md.67/2’deki %40’dan ibaresi, 02.07.2012 tarihinde ve 6352 Sayılı Kanun’un 11.maddesi ile %20’sinden şeklinde değiştirilmiştir. 6352 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatı asgari %20 olarak uygulanacaktır. Somut olayda davacının başlattığı icra takibinin tarihi gözetildiğinde davacı lehine %40 inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi hukuka aykırıdır.’’ denilerek, 02.07.2012’den önce başlatılan icra takiplerinde %40 icra inkar tazminatına hükmedileceği hususu açıklığa kavuşturulmuştur.
d) Şartları :
– Geçerli bir ilamsız icra takibi yapılmış olmalıdır.
– Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalıdır.
– Bir yıl içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmalıdır.
– Alacaklı talep etmiş olmalıdır.
– Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olmalıdır.
Detaylandırırsak :
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için; öncelikle geçerli bir ilamsız icra takibi yapılmış olmalıdır. İcra inkar tazminatına; genel haciz yoluyla takipte, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takipte ya da kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte hükmedilebilir. Yani ilamlı icrada, alacak para alacağı olsa bile, icra inkar tazminatına hükmedilemez. İcra inkar tazminatı, ilamsız icra takibinin etkili hale getirilmesi için düzenlenmiş bir müessesedir.
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için geçerli bir ilamsız takip yapılmış olması gerekir. Eğer geçerli bir icra takibi yoksa ve takip iptal edilmişse, takibin iptalinden önce açılan itirazın iptali davası normal bir alacak davası olarak devam eder fakat bu davada artık icra inkar tazminatına hükmedilemez. Takip konusu alacağın para alacağı olması da gerekir.
-Borçlu süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalıdır. Alacaklı ancak borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmiş olması halinde itirazın iptali davası açabilir ve sonucunda icra inkar tazminatına hükmedilir.
Eğer ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde değil de takip kesinleştikten sonra itiraz edilmişse ya da itiraz geçersizse ve yapılan ilamsız icra takibi kesinleşmişse ve itirazın iptali davası açılmışsa icra-inkar tazminatına hükmedilemez. Zaten bu halde alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yararı yoktur. Ancak alacaklı buna rağmen itirazın iptali davası açmışsa, borçlu icra-inkar tazminatı ödemeye mahkum edilemez.
– İİK md.67/1’de itirazın iptali davasını alacaklının, ödeme emrine itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıllık süre içerisinde açılabileceği belirtilmiştir. Alacaklının bu süre geçtikten sonra açacağı dava itirazın iptali davası olmayıp bir alacak davası teşkil eder. Bu nedenle borçlu ancak süresi içerisinde açılmış bir itirazın iptali davasında icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilir.
– Borçlunun icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilmesi için alacaklının bunu dava dilekçesinde açıkça talep etmiş olması gerekir.
– Borçlunun, alacaklıya icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilmesi için, mahkemenin yaptığı yargılama neticesinde borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazın haksız olduğuna kanaat getirip, borçlunun itirazının reddine karar vermesi gerekir. Borçlunun itirazının reddine karar verilirse, borçlu ayrıca reddolunan alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminat ödemeye mahkum edilmelidir.
Borçlunun icra inkar tazminatı ödemeye mahkum olması için kötüniyetli olması şart değildir. Ancak ödeme emrine itiraz eden, borçlunun velisi, vasisi, kayyımı veya mirasçısı ise borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için, bu kimselerin ödeme emrine kötüniyetle itiraz ettiğinin ispat edilmesi gerekir.
İcra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, alacaklının borçlunun ödeme emrine yapmış olduğu itirazdan zarar görmüş olması şartı aranmaz. Ayrıca icra inkar tazminatına, mahkeme kararının verildiği tarihten itibaren temerrüt faizi işletilmelidir.
e) Likit alacak :
Bazı hallerde, borçlu itirazın iptali davasını kaybetmesine ve takip ve dava konusu alacağı alacaklıya ödemeye mahkum edilmesine rağmen, borçlunun icra inkar tazminatı ödemesine hükmedilmez. Borçlunun itirazının değerlendirilmesinde alacağın likit olup olmamasına bakılır. Alacak likit ise borçlu itirazında haksızdır. Alacak likit değilse, borçlu itirazında haklıdır. (23)
Yargıtay bir kararında alacağın likit olmasını şöyle tanımlamıştır: ‘’ Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlarının bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. ‘’ (24) Dolayısıyla, alacağın miktarının belli olması ya da belli olması için gerekli unsurların bilinmesi ya da bilinmesinin gerektiği hallerde alacak likittir. Alacağın likit olmadığı hallerde borçlunun icra inkar tazminatı ödenmesine hükmedilmez.
İcra inkar tazminatı ayrı bir davanın konusu olamaz. Ancak itirazın iptali davasında borçlunun icra inkar tazminatı ödemesine hükmedilebilir.
B) Davanın Reddi :
Mahkeme alacaklının, borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazın kaldırılması talebini haklı bulmazsa davayı reddedebilir. Bu durumda borçlunun itiraz ettiği icra takibi, mahkemenin davanın reddi kararının kesinleşmesiyle iptal edilmiş sayılır.
İtirazın iptali davası, bir eda davası niteliğinde olduğundan, davanın reddedilmesiyle takip konusu alacağın mevcut olmadığı kesin olarak tespit edilmiş olacak ve bu tespit maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden, alacaklı aynı borçtan dolayı borçluya karşı bir kez daha dava açamaz.
Davanın reddedilmesi halinde, alacaklı reddolunan alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere borçluya bir tazminat ödemeye mahkum edilebilir. Ancak bunun için alacaklının kötüniyetle icra takibinde bulunduğu ve itirazın iptali davası açtığı kanısına varılmalıdır. Ayrıca borçlunun da tazminatı talep etmiş olması gerekir.
Dikkat edilecek olursa itirazın iptali davasında, borçlunun icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesi için kötüniyet şartı aranmazken, alacaklının icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilmesi için, alacaklının kötüniyetle icra takibinde bulunduğunun ispatlanması gerekmektedir.
– Feragat :
Davadan feragat, alacaklının davadaki talep sonucundan vazgeçmesidir. Alacaklı talebinin tamamının bir kısmından veya tamamından vazgeçebilir. Eğer davacı-alacaklı, davadan feragat ederse, itirazın iptali davası tekrar dava konusu olamaz. Davadan feragat hükmün kesinleşmesine kadar davanın her aşamasında yapılabilir. (25)
– Kabul :
Davalı, yargılama sırasında veya hükmün kesinleşmesine kadar her zaman, davayı kabul ederse, dava sona erer. Davalı kabulünden vazgeçemez.
– Sulh :
İtirazın iptali davası sırasında, davacı ve davalı anlaşabilir ve sulh olabilir. Tarafların sulh olmasıyla dava sona erer. Eğer bu sulh şarta bağlı değilse, davanın sonunda verilen hüküm kesin hüküm teşkil eder. Bu durumda alacaklı bir daha aynı alacak için takip yapamaz.(26)
– Borcun ödenmesi :
Borçlu, takip konusu borcunu öderse, ortada yargılamayı gerektiren bir alacak kalmaz ve dava sona erer. Ancak alacaklının icra inkar tazminatı talebi mevcutsa, mahkeme yargılamaya devam eder.
– Borçlunun ödeme emrine itirazını geri alması :
Borçlunun ödeme emrine itirazını geri alması halinde, dava konusuz kalır. Mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Ancak borçlu dava açılmasına sebebiyet verdiğinden icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmelidir.(27)
C) Kanun Yolları :
İtirazın iptali davasında, mahkemenin davanın kabulüne veya reddine karar vermesiyle HMK’daki genel hükümlere göre kanun yollarına başvurulabilir. Kanun yolları, olağan kanun yolları ve olağanüstü kanun yolları olarak ikiye ayrılır. Olağan kanun yolları, istinaf ve temyizdir. Olağanüstü kanun yolu ise yargılamanın yenilenmesidir.
Kısaca toparlamak gerekirse ;
İtirazın iptali davası, borçlunun yapılan genel haciz yoluyla takibe 7 gün içerisinde itiraz etmesiyle duran icra takibini devam ettirebilmek ve haciz isteyebilmek için alacaklı tarafından açılır. Alacaklı bu davayı borçlunun itirazının veya İcra Müdürlüğü’nün takibin durduğuna ilişkin kararının kendisine tebliğinden itibaren 1 yıl içerisinde açabilir.
İtirazın iptali davasında, mahkemece davanın kabulüne karar verilirse, borçlunun itirazının iptaline, takibin devamına ve bazen alacağın tahsiline karar verilebilir. Davanın kabulü halinde, alacaklının talebi de mevcutsa borçlu icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilir.
İtirazın iptali davasının reddi halinde ise, alacaklı bir daha aynı alacak için icra takibi yapamaz, zira mahkemenin kararı kesin hüküm teşkil eder. Borçlunun talebi ve alacaklının kötüniyetli olduğunun ispatı hallerinde ise alacaklı icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilebilir.
(1) Armağan ÖZMEN, İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, www.turkhukuksitesi.com/makale-1299.html, 12/06/2016, 10.55.
(2) Nazif KAÇAK, Açıklamalı-İçtihatlı Son Değişikliklerle İtiraz ve İtirazın İptali Davaları, 2.Bası, 2008.
(3) Baki KURU, Ramazan ARSLAN, Ejder YILMAZ, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,Yetkin Yayınları, 28.Baskı, sf.162, Ankara, 2014.
(4) Hakan PEKCANITEZ, Oğuz ATALAY, Muhammet ÖZEKES, İcra ve İflas Hukuku Temel Bilgiler, Yetkin Yayınları, 12. Baskı, sf.84, Ankara, 2015.
(5) Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınları, Tamamlanmış Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2.Baskı, sf.250, Ankara, 2013.
(6) Baki KURU,Ramazan ARSLAN,Ejder YILMAZ , İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,Yetkin Yayınları, 28.Baskı, sf.163, Ankara, 2014.
(7) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 08.02.2012 tarihli 7861/1727 E. : YKD 2012/12 s.2425-2426 (bknz. Baki Kuru, El Kitabı, Adalet Yayınları, Tamamlanmış Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2.Baskı, sf.251, Ankara, 2013.)
(8) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9026 E., 2016/257 K. Sayılı kararı. (www.kazancı.com)
(9) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 21.03.2012 tarihli, 2011/13881 E., 2012/4627 K. Sayılı kararı. (www.kazancı.com)
(10) Baki KURU,Ramazan ARSLAN, Ejder YILMAZ, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,Yetkin Yayınları, 28.Baskı, sf.165, Ankara, 2014.
(11) Yargıtay 17.Hukuk Dairesi, 28.06.2013 tarihli, 2013/8042 E., 2013/10224 K. Sayılı kararı. (www.kazancı.com)
(12) Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 05.11.2015 tarihli 2015/4861 E., 2015/14149 K. Sayılı Kararı (www.kazancı.com)
(13) Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınları, Tamamlanmış Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2.Baskı, sf.253, Ankara, 2013.
(14) Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınları, Tamamlanmış Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2.Baskı, sf.252, Ankara, 2013.
(15) Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 27.01.2016 tarihli 2014/4965 E., 2016/1011 K. Sayılı kararı.
(16) Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 03.11.2015 tarihli, 2015/14068 E., 2015/26508 K. Sayılı kararı. (www.kazancı.com)
(17) Baki KURU,Ramazan ARSLAN, Ejder YILMAZ , İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,Yetkin Yayınları, 28.Baskı, sf.166, Ankara, 2014.
(18) http://www.duslerforum.org/hukuk-forum-hukuk-forumları-377/kesin-hukum-kesin-hukum-nedir-kesin-hukum-hakkında-bilgi-130221.html, 19/06/2016.
(19) Baki Kuru, Ramazan ARSLAN, Ejder YILMAZ , İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,Yetkin Yayınları 28.Baskı, sf.166, Ankara, 2014.
(20) Yargıtay 8.Hukuk Dairesi’nin 25.02.2016 tarihli 2014/22967 E., 2016/3277 K. Sayılı kararı.
(21) Talih UYAR, İcra Hukukunda İtiraz, 2.Baskı (HGK 13.12.1967 T., E.4/1344, K.615)
(22) Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 07.02.2013 tarihli 2012/16613 E., 2013/2336 K. Sayılı kararı, http://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=47&t=16874
(23) Baki KURU, , İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınları, Tamamlanmış Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2.Baskı, sf.250, Ankara, 2013.
(24) HGK 14.7.2010, 19/376-397 : İBD 2011/2 s.251-255
(25) Armağan ÖZMEN, İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, www.turkhukuksitesi.com/makale-1299.html, 03.07.2016.
(26) Armağan ÖZMEN, İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, www.turkhukuksitesi.com/makale-1299.html, 03.07.2016.
(27) Armağan ÖZMEN, İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, www.turkhukuksitesi.com/makale-1299.html, 03.07.2016..
