İlk Derece Mahkemelerinin Geçici Koruma Tedbirlerine Karşı Kanun Yolları
I. GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA TEDBİRLERİ
Geçici hukuki koruma; her iki tarafça talep edilebilen, yargı merciilerince karar verilen, yaklaşık ispat ölçüsünün yeterli olduğu, basit ve çabuk bir inceleme ile karar verilebilen, kararları bağlayıcı ve zorlayıcı bir hukuki konum olarak tanımlanabilir.
Başka bir tanıma göre geçici hukuki koruma, kesin hukuki koruma sağlanana kadar ortaya çıkabilecek tehlikeleri engellemek amacıyla başvurulan önlemler bütünüdür.
Geçici hukuki koruma tedbirlerinin amacı, hak talebinde bulunanlara etkin bir hukuki koruma sağlamak olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesindeki “hukuk devleti” ile 36. maddesindeki “hak arama hürriyeti” olarak belirlenen temel hakları güvence altına almaktır. Kısacası geçici hukuki koruma kararlarının amacı yargılama öncesinde veya yargılamanın devamı sırasında alınacak tedbirler ile yargılama sonunda elde edilmek istenen hukuki yararı etkili bir biçimde koruyabilmektir.
Geçici hukuki koruma yalnızca medeni usul hukuku’na özgü olmayıp icra hukukunda ihtiyati haciz, iflas halinde müflisin defterinin tutulması,iflas erteleme ve konkordato taleplerinde yer alan tedbirler şeklinde, ceza muhakemesi hukukunda tutuklama,arama,el koyma şeklinde, idari yargıda yürütmenin durdurulması şeklinde, miras hukukunda mal veya haklarla ilgili defter tutma veya mühürleme, haksız rekabet hukukunda arama, el koyma, durdurma, toplatma gibi farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Ancak geçici hukuki korumalardan en geniş ve en kapsamlı olan ihtiyati tedbir ve delil tespiti konuları medeni usul hukuku’nun konuları arasında yer almaktadır. Geçici Hukuki Korumalar 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ’nun onuncu kısmında madde (md.) 389 ila md. 406 arasında düzenlenmiştir. Onuncu kısmın birinci bölümünde ‘İhtiyati Tedbir’, ikinci bölümünde ise ‘Delil Tespiti ve Diğer Geçici Hukuki Korumalar’ düzenlenmiştir.
II. GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA TEDBİRLERİNİN TÜRLERİ
A. İHTİYATİ TEDBİR ( HMK md. 389-399)
Gerek dava yoğunluğu gerek davaların niteliği gibi sebeplerle bir davanın uzun yıllar sürmesi mümkündür. Bu süreçte dava konusu şey üzerinde yeni bazı çekişmeler ortaya çıkabilir veya dava konusu değişikliğe uğrayabilir. Bu gibi sebeplerle davacının davayı kazanması halinde dava konusuna kavuşmasını, dava sırasında veya davadan önce güvence altına almaya yarayan, hükmün kesinleşmesine kadar talep edilebilmesi mümkün olan geçici hukuki korumaya ihtiyati tedbir denir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2009/2142 Esas (E.) ve 2009/5473 Karar (K.) sayılı kararında ihtiyati tedbirin amacı ve önemi ; “Toplumsal yaşamın gereği olarak insanlar arasında meydana gelen bir takım ihtilafların kendi aralarında bir çözüme ulaştırılamaması halinde dava ve yargılama süreci içerisinde bir çözüm aranır. Ancak dava ve yargılama, az veya çok belli bir zamanı gerektirir. Bu zaman içerisinde hızlı bir şekilde karara bağlanmayı gerektiren vakıaların olması muhtemeledir. Ayrıca uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak birtakım kayıplar da gündeme gelebilir. Bu sebeple dava süreci başlamazdan evvel veya dava süreci bitinceye kadar, mevcut bu risklerin ortadan kaldırılması amacıyla “geçici hukuki himaye tedbirleri” ne başvurulur. HUMK.nun 101 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir de esas hakkındaki hükme kadar, taraflar açısından davanın uzamasından kaynaklanan sakıncaları gidermek ve geçici hukuki koruma sağlamak, böylece davacının davayı kazanması halinde dava konusu olan şeye kavuşmasını daha dava sırasında güvence altına almak amacıyla başvurulan bir geçici hukuki himaye tedbiridir.” şeklinde ifade edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 389. maddesinde de ; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.” hükmü ile ihtiyati tedbir açıklanmış ve ihtiyati tedbirin şartlarından bahsedilmiştir.
İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas bir hakkın bulunması ve ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. 389. maddeden de anlaşılacağı üzere, ihtiyati tedbir talebinin yapıldığı andaki mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından, hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale geleceğinden veya hakkın elde edilmesinde gecikme nedeniyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir talebinin şartlarının var olduğunun kabulü gerekir.
İhtiyati tedbir kararı vermekte görevli ve yetkili mahkeme 6100 sayılı kanunun 390. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre ihtiyati tedbir, dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Ayrıca HMK’nın 414. maddesinin 1. fıkrası gereğince uyuşmazlığın tahkimde çözüme bağlanmasının kararlaştırılması halinde hakem veya hakem kurulunun da ihtiyati tedbire karar verme yetkisi bulunmaktadır.
İhtiyati tedbir talebinde ispat ölçüsü HMK’nın 390. maddesinin 3. fıkrasında yaklaşık ispat olarak belirlenmiştir. Buna göre ihtiyati tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etme zorunluluğu vardır. Yaklaşık ispat, çekişmeli vakıanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması anlamındadır.
Mahkeme, ihtiyati tedbir talebinin incelenmesi sonucunda ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleştiği sonucuna ulaşırsa talebin kabulü ile ihtiyati tedbire karar verir. Ancak mahkeme inceleme sonucu ihtiyati tedbir şartlarının bulunmadığı sonucuna ulaşırsa ihtiyati tedbirin reddine karar verecektir. Mahkeme kararlarının gerekçeli olacağına ilişkin Anayasa ve HMK hükümleri ihtiyati tedbir talebi açısından da geçerlidir.
Mahkeme ihtiyati tedbir kararı verirken kesinlikle asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte karar veremez. Mahkemenin ihtiyati tedbir kararında yer vereceği hususlar kanunda düzenlenmiştir (HMK md. 391/2). Buna göre ihtiyati tedbir kararında;
a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,
c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,
ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği yazılır.
İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Bu bir haftalık süre kesin süre niteliğindedir. Bir hafta içinde ihtiyati tedbir kararının uygulanması talep edilmediği takdirde kanuni süre içinde ( iki hafta) dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar (HMK md. 393/1). Tedbir kararının uygulanması, kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal veya hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir (HMK md. 393/2).
İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi halde tedbir kendiliğinden kalkar (HMK md. 397/1).
1. İHTİYATİ TEDBİR KARARINA KARŞI KANUN YOLLARI
İhtiyati tedbir kararına karşı kanun yollarından bahsetmeden önce kısaca kanun yollarından bahsetmek gerekir. Kanun yolu, yanlış olduğu iddia edilen kararların yeniden incelenmesini ve değiştirilmesini sağlayan, davanın taraflarına tanınan hukuki bir yoldur. Bir hukuki yolun kanun yolu olarak nitelendirilebilmesi için iki unsura sahip olması gerekir. Bunlar kanun yolunun mahkeme kararını bir üst merciye taşıması anlamına gelen aktarıcı etki ve mahkeme kararının kesinleşmesini ertelemesi anlamına gelen geciktirici etkidir. Bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar hukukumuzdaki kanun yolları temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın yenilenmesi iken bölge adliye mahkemeleri göreve başladıktan sonra hukukumuzdaki kanun yolları istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi olmuştur. Bunun dışında kanun yolları olağan kanun yolları (istinaf, temyiz, karar düzeltme) ve olağanüstü kanun yolları (yargılamanın yenilenmesi) olmak üzere ikiye ayrılır. Olağan kanun yolları henüz kesinleşmemiş nihai kararlar için mümkünken, olağanüstü kanun yolları kesinleşmiş kararlara karşı başvurulabilen bir kanun yoludur.
a. İstinaf Açısından ;
İhtiyati tedbire karşı kanun yoluna başvuru imkanı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilmiş yeni bir müessesedir. İstinaf kanun yolunun yürürlüğe girdiği 20 Temmuz 2016 tarihine kadar, HMK geçici madde 3 ile kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştı. 1086 sayılı kanunda ise ihtiyati tedbir kararlarının ve itiraz üzerine verilen kararların tek başına temyizi kabul edilmemiş, bu kararların ancak nihai karar ile birlikte temyiz edilebileceği belirtilmiştir. Kısacası, ihtiyati tedbir talebinin kabulü kararlarına karşı ve ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMUK)’nda temyiz yolu açık değildi. Dolayısıyla bölge adliye mahkemeleri kurulmadan önce ihtiyati tedbir talep ve kararlarına ilişkin gidilebilecek tek kanun yolu yargılamanın yenilenmesiydi. Çünkü söz konusu kararlara ilişkin temyiz yolu kapalıydı, karar düzeltme yolu ise ancak Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucu verdiği kararlara karşı başvurulabilen bir kanun yoluydu. Ancak 6100 sayılı HMK md. 341 düzenlemesi ile ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurma imkanı getirilmiştir.
Daha sonra Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1 E. ve 2014/1 K. sayılı kararıyla ihtiyati tedbir kararlarına karşı öngörülen istinaf kanun yolunun HMK geçici madde ile uygulanmasına devam olunacağı belirtilen temyiz kanun yolu hükümleri gibi uygulanıp uygulanmayacağı hususuna açıklık getirilmiştir. İçtihatı birleştirme kararı, ilk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğu hususunu açıkça belirtmiş ve bu husus şu şekilde ifade edilmiştir; “Ayrıca Geçici 3.maddenin üçüncü fıkrası bağlamında konu ele alındığında bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde 1086 sayılı Kanunun 6100 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir. Bu kapsamda bir uygulama için öncelikle 1086 sayılı Kanunda bir düzenleme yer almalı ve ikinci olarak da bu düzenleme HMK’na aykırı hükümler içermemelidir. Konu ihtiyati tedbir bakımından değerlendirildiğinde, 1086 sayılı Kanunda ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna gidilmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmaması ve bu müessesenin HMK ile getirilmiş yeni bir müessese olduğu hususları gözetildiğinde anılan maddenin bu fıkrası hükmü uyarınca da ihtiyati tedbirler hakkında temyiz yoluna gidilebileceği hususunda bir yorum ve uygulama yapılamayacağı da açıktır.”
Ancak bu düzenleme bölge adliye mahkemelerinin fiilen çalışmaya başlamasıyla geçerliliğini yitirmiş ve mevcut durumda söz konusu kararların istinaf yoluna götürülebilmesi mümkün kılınmıştır.
Dava devam ederken mahkemenin ihtiyati tedbire ilişkin vermiş olduğu karar nihai bir karar olmayıp ara karar niteliğinde olmasına rağmen HMK md. 341 gereği kanun yoluna götürülebilir.
İhtiyati tedbir talebinin reddi halinde ise doğrudan kanun yoluna başvurulabilir, bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır (HMK md. 391). Yukarıda belirtildiği gibi 6100 sayılı kanunun 341. maddesi gereği burada sözü edilen kanun yolu istinaftır. HMK md. 341 düzenlemesi ile ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurma imkanı getirilmiştir.
Burada istinaf kanun yolundan kısaca bahsetmek gerekir. İstinaf sistemi esasen hukuk sistemimize tanzimatla birlikte girmiş ve 1879 tarihli “Mahakim-i Teşkilâtı Kanun-u Muvakkatı” adlı muvakkat kanun ile istinaf mahkemeleri kurulmuştur. Ancak uygulamada gerçek anlamda bir istinaf mahkemesi kurulamamış, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işler ağır ceza ve asliye mahkemelerine verilmiştir. Bu mahkemelerin kurulamaması ve yerleşememesi gibi sebeplerle 1924 tarihli 469 sayılı “Mehakimi Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun” ile şeriye mahkemeleri kaldırılırken, istinaf mahkemeleri de kaldırılmıştır. Günümüz anlamında istinaf ise esasen 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun uyarınca kurulmuştur.
Kelime anlamı olarak yeniden başlamak anlamına gelen istinaf, ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulabilen, olağan bir kanun yoludur. İstinaf kanun yolu hukukumuzda oldukça yeni bir düzenleme olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341 ila 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İstinaf yoluna başvuru süresi kural olarak iki hafta olup bu süre mahkeme ilamının taraflara tebliği ile başlar (HMK md. 345). İstinaf yoluna başvuru dilekçe ile yapılır. İstinaf dilekçesi kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir (HMK md. 343). İstinaf dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf dilekçesine cevap dilekçesi verilebilir (HMK md. 347). Kural olarak istinaf yoluna başvurma kararın icrasını durdurmaz çünkü zaten hukuk sistemimizde bir hükmün icraya konulması için kesinleşmesi gerekmez. Ancak bu durumun istisnaları HMK md. 350/2’de belirtilmiştir. Buna göre ; kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.
İstinaf başvuruları Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından incelenir. Bölge Adliye Mahkemesinin inceleme yetkisi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlıdır. Yani istinaf incelemesi tarafların istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Bölge Adliye Mahkemesi ancak kamu düzenine aykırılık gördüğü hallerde bunu re’sen gözetebilir (HMK md. 355).
b. İtiraz Açısından ;
İtiraz teknik anlamda bir kanun yolu olmayıp hukuki dinlenilme hakkını tanıyan özel bir hukuki çaredir. Çünkü itiraz yolunun kararı bir üst mahkemeye taşıma (aktarıcı etki) ve kararın kesinleşmesini erteleme (geciktirici etki) gücü yoktur. İtiraz her ne kadar hukuk yargılamasında bir kanun yolu olmasa da geçici hukuki korumalar açısından başvurulabilen önemli bir yoldur. Bu nedenle bu çalışmada da geçici hukuki korumalara karşı gidilebilecek kanun yolları başlığı altında itiraz konusuna değinilecektir. Karşı tarafın dinlenmesi ihtiyati tedbir kararı verilmesi açısından temel kuraldır. Ancak hakim talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde karşı tarafı dinlemeden de tedbir kararı verme yetkisine sahiptir ( HMK md. 390/2).
Her iki tarafın dinlenmesi suretiyle verilen ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilemez. Karşı taraf sadece kendisi dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına karşı itiraz edebilir. Bu husus HMK md. 394/1’de “Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edebilir.” şeklinde açıkça ifade edilmiştir. Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın itiraz hakkı, ihtiyati tedbir talebinin incelendiği yargılamaya davet edilmeyip tedbir kararının kendisi dinlenmeden verilmiş olmasına bağlanmıştır bu durumda ihtiyati tedbir talebinin incelendiği yargılamaya davet edilen ve dinlenen tarafın itiraz hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca aksine karar verilmedikçe bu itiraz ihtiyati tedbirin icrasını durdurmaz ( HMK md. 394).
6100 sayılı kanun ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz edebilmek için üç itiraz sebebi saymıştır. Bu itiraz sebepleri sınırlı sayıdadır ve bu sebepler dışındaki sebeplerle itiraz edilemez. Buna göre kendisi dinlenilmeden ihtiyati tedbir kararı verilmiş olan karşı taraf ancak tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata itiraz edebilir.
İhtiyati tedbire itirazın dilekçe ile yapılması zorunludur. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazını dayandırdığı tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır (HMK md. 394/4). İtiraz süresi bir haftadır ve bu süre kesin niteliktedir. Bir haftalık süre ihtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa tedbirin uygulanmasından itibaren, hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren başlar (HMK md. 394/2).
İhtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebilirler. Anlaşılacağı üzere üçüncü kişiler için itiraz sebepleri yalnızca tedbirin şartlarına ve teminatına yönelik olabilir. Yani üçüncü kişiler ihtiyati tedbir kararı veren mahkemenin yetkisine itiraz edemezler (HMK md. 394/3).
Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir ( HMK md. 394/4).
İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz ( HMK md. 394/5). Burada sözü edilen kanun yolu da yukarıda açıklandığı üzere istinaftır. HMK madde 394′ te yüze karşı verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz yolu öngörülmemiştir.
Burada değinilmesi gereken bir diğer önemli husus ihtiyati tedbir talep edenin, talebinin kısmi kabulü halinde istinaf veya itiraza başvurup başvuramayacağıdır. İtiraz yolu açısından kanun 394. maddede itiraz hakkını ve dolayısıyla itiraz üzerine verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını açıkça dinlenilmemiş olan karşı tarafa tanıdığı için tedbir talep eden tarafın tedbir kararına itiraz hakkı bulunmamaktadır. Ancak öğretide, olması gereken hukuk bakımından ihtiyati tedbir talep eden tarafın da talebi kabul edilmiş olmasına rağmen tedbiri yeterli bulmaması halinde karara itiraz edebilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu durumda tedbir talep eden taraf talebinin kısmi kabulü halinde reddedilen kısım için ancak HMK md. 391 gereği kanun yoluna ( istinaf) başvurabilir.
B. DELİL TESPİTİ ( HMK md. 400-405)
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen bir diğer Geçici Hukuki Koruma türü Delil Tespiti’dir. Delil tespiti HMK’nın 400 ila 405. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Delil tespiti henüz incelenme sırası gelmemiş bulunan veya ileride açılacak davada ileri sürülecek bir delilin zamanından önce toplanıp emniyet altına alınmasını gerektiren bir önlemdir.
Taraflar ileride açılacak veya açılmış olan bir dava ile ilgili delillerin bazı koşullar altında zamanından önce toplanıp güvence altına alınması amacıyla delil tespiti isteyebilirler. Delil tespiti için hukuki yararın varlığı gerekir. Bu hukuki yararın ölçüsü HMK md. 400/2 ‘de belirtilmiştir. Düzenlemeye göre kanunda açıkça öngörülen haller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dahilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.
“Delil tespiti talebi ayrı bir dava değildir. Aksine ilişkin olduğu açılmış veya açılacak davaya bağlı bir işlemdir. Delil tespiti yalnız başına bir dava konusu da olamaz. Çünkü delil tespitinin konusu maddi vakıalardır ve maddi vakıalar ise yalnız başına tespit davasına konu yapılamaz.” Delil tespiti ayrı bir dava olmayıp ilişkin olduğu davaya bağlı bir işlem olduğundan asıl dosyanın eki sayılır ve onunla birleştirilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/13-26 E. ve 2010/73 K. sayılı kararında delil tespitine ilişkin önemli hususlar şu şekilde belirtilmiştir ; “Delil tespiti talebinde bulunulabilmesi için öncelikle, henüz açılmamış fakat açılması düşünülen bir davada delil olarak ileri sürülebilecek bir vakıa olmalıdır. Sonradan açılması düşünülen dava ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir vakıanın tespiti istenemez. Delil tespiti talebinde bulunulabilmesi için hukuki yarar bulunması gerekir. Şimdiden tespit edilmemesi halinde ileride kaybolacağı veya gösterilmesi çok güç olacağı tahmin edilen delillerin önceden tespit edilmesinde hukuki yarar vardır. Delil tespiti tek başına dava olmadığından bu talebe üçüncü kişiler müdahale edemez ve karşı dava da açamaz. Kural olarak delil tespiti, karşı taraf da hazır olmak üzere her iki tarafın huzurunda yapılır. Karşı tarafa tebliğ edilmeyen veya tebliğ edilip itiraz uğrayan delil tespit tutanağı ve bilirkişi raporu delil olarak kullanılamaz.”
“Bir davanın açılıp, yargılamanın başlamasından sonra belirli usuli aşamalardan geçilerek kanıtların incelenmesine geçilir. Bu bazen uzun bir süre gerektirir ve delillerin bu sürede değil elde tutulması, korunması olanaksız olabilir. Bu nedenle yargılama aşamaları beklenilmeksizin delillerin toplanması ve güvence altına alınması ihtiyacı, gecikmesi halinde kayıp ihtimalinden doğan bir gereksinmenin sonucu olarak ortaya çıkar.”
Mahkeme talep olmadan re’sen harekete geçerek delil tespiti yapamaz. Bunun için tarafların talebi gerekir. Delil tespiti talebi dilekçe ile yapılır. Dilekçede tespiti istenen vakıa, tanıklara veya bilirkişilere sorulması istenen sorular, delillerin kaybolacağı veya gösterilmesinde zorlukla karşılaşılacağı kuşkusunu uyandıran sebepler ile aleyhine delil tespiti istenen kişinin ad, soyad ve adresi yer alır. Tespit talebinde bulunan, durum ve koşulların imkan vermemesi nedeniyle, aleyhine tespit yapılacak kişiyi gösteremiyorsa talebi geçerli sayılır (HMK md. 402/1).
1086 sayılı HUMK döneminde dava açılmadan önceki delil tespiti talepleri açısından görev ve yetki konusunda sınırlayıcı bir hüküm bulunmamaktaydı. HUMK md. 370 ; “Delillerin tesbiti için salahiyettar olan mahkeme, davanın rüyet edildiği veyahut dava ikame olunmamış ise en seri ve en az masrafla delilin tesbiti kabil bulunduğu mahkeme veya sulh hakimidir.” düzenlemesi gereği delil tespiti, en çabuk ve en az masrafla tespit yapacak olan mahkemeden istenilmekteydi. 6100 sayılı HMK ile görev ve yetkiye ilişkin yeni hükümler getirilmiştir. Delil tespiti konusunda görevli ve yetkili mahkeme HMK’nın 401. maddesinde düzenlenmiş olup davanın açılmasından önce ve sonra farklılık gösterecektir. Davanın açılmasından önce delil tespitinde görevli ve yetkili mahkeme; esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkeme veya delilin bulunduğu yer (keşif veya bilirkişi incelemesine konu şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenecek kişinin oturduğu yer) sulh hukuk mahkemesi iken dava açılmasından sonra delil tespitinde görevli ve yetkili mahkeme sadece esas davanın görülmekte olduğu mahkemedir.
1. DELİL TESPİTİ KARARINA KARŞI KANUN YOLLARI
Delil tespiti kararının kabulüne veya reddine ilişkin kararlar nihai bir karar olmayıp ara karar niteliğindedir. Bu nedenle bu tür kararlara karşı gidilebilecek herhangi bir kanun yolu öngörülmemiştir. Bu husus Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2012/12646 E. 2012/14217 K. sayılı kararında da ; “Dava, delil tespiti istemine ilişkindir. Tespit davası başlı başına bir dava iken delil tespiti bir dava içinde kullanılacak delillerin tespiti için başvurulan bir yoldur. Yasada temyizi kabil kararlar sayılmış, nihai kararların temyiz edilebileceği belirtilmiş olup, delil tespiti kararı nihai kararlardan olmadığından temyizi mümkün değildir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Bununla birlikte delil tespitinin asıl davaya olan etkisinden dolayı asıl dava sonucunda verilen kararla birlikte kanun yoluna götürülmesi mümkündür. Örneğin, asıl davada usule aykırı biçimde yapılmış bir delil tespiti işleminin sonucu karara esas alınırsa, delil tespiti aşamasında yapılan bu hukuka aykırılık dava hakkında verilen nihai kararla birlikte kanun yoluna götürülebilir.
Delil tespiti kararlarına karşı sadece karşı tarafa delil tespiti şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle itiraz etme hakkı tanınmıştır. Bu husus HMK’nın 403. maddesinde; “Talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hallerde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil tespiti yapılabilir. Tespitin yapılmasından sonra, tespit dilekçesi, tespit kararı, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece kendiliğinden diğer tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde delil tespiti kararına itiraz edebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Dilekçe, karar ve diğer belgelerin tebliğ edilmesinden itibaren bir hafta içinde karşı taraf delil tespiti kararına itiraz edebilir.
Delil tespiti kararı verilirken her iki taraf da hazır idiyse, daha sonra karara karşı itirazda bulunulamaz. Çünkü bu durumda karşı taraf, tüm iddialarını ve savunmalarını o sırada ileri sürebilme imkanına sahiptir. Buna karşılık, delil tespiti kararı dosya üzerinden verilmişse, delil tespiti kararının yerine getirilmesi sırasında diğer tarafın itiraz etme hakkı vardır. Ancak mahkemenin itiraz üzerine vereceği karara karşı da (ara karar niteliğinde olduğundan) herhangi bir kanun yolu mevcut değildir.
Her ikisi de geçici hukuki korumalardan olmasına rağmen ihtiyati tedbir kararlarına itirazdan farklı olarak, karşı taraf delil tespiti kararına karşı her türlü itirazda bulunabilir. Bu hususta kanun koyucu ihtiyati tedbirdeki gibi itiraz sebeplerini sınırlı bir biçimde belirtmemiştir. Karşı taraf delil tespiti kararının esasına ilişkin itirazlarda bulunabileceği gibi delil tespiti şartlarının yerinde olmadığını, hukuki yararın bulunmadığını, kararın tebliğ edilmemesi halinde usulsüz tebligata yönelik itirazlarda bulunabilir.
Burada yine değinilmesi gereken önemli bir husus delil tespiti talebinde bulunan kişinin talebinin kısmi kabulü veya tamamen reddi halinde başvurabileceği bir yol olup olmadığıdır. İhtiyati tedbirden farklı olarak delil tespitinin kabulü veya reddi kararları kanun yoluna götürülemez ve delil tespiti kararlarına karşı başvurulabilecek tek yol yukarıda açıklandığı üzere itirazdır. Ancak kanun delil tespiti kararlarına karşı itirazı düzenlediği HMK md. 403’te yalnızca kendisine tebligat yapılmaksızın delil tespiti yapılan karşı tarafa itiraz hakkı tanımıştır.
Dolayısıyla delil tespiti talebinde bulunupta talebi kısmen kabul edilen veya talebi tamamen reddedilen tarafın başvurabileceği herhangi bir yol bulunmamaktadır. Bu husus tarafların ispat haklarını kullanma imkanlarının kısıtlanmasına ve delil tespiti taleplerinin kolaylıkla reddedilmesine yol açabilir. Böyle bir durumda delil tespiti talebinde bulunan taraf başka bir delilin toplanmasını isteyebilir, delil tespiti talebinin kısmi kabulüne veya reddine ilişkin kararı esas hükümle birlikte kanun yoluna götürebilir.
C. DİĞER GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR ( HMK md. 406)
6100 sayılı kanun ihtiyati tedbir ve delil tespitine ilişkin düzenlemelerden sonra diğer geçici hukuki korumalara değinmiştir. İhtiyati tedbir ve delil tespiti dışında da mahkemece gerekli hallerde, mal veya haklarla ilgili defter tutulmasına ya da mühürleme işleminin yapılmasına karar verilebilir. Kendine özgü niteliği ve ayrı düzenlemeleri bulunan ihtiyati haciz, muhafaza tedbiri ve geçici düzenleme niteliğindeki geçici hukuki korumalar kendi özel hükümlerine tabidir (HMK md. 406).
Bu kısımda çeşitli geçici hukuki korumalar ve bu korumalara karşı başvurulabilecek kanun yolları incelenecektir;
1. İHTİYATİ HACİZ ( İİK md. 257 vd. )
Bir başka geçici hukuki koruma olan ihtiyati haciz ise İİK’nın 257 ve devamı (vd.) maddelerinde düzenlenmiştir. İhtiyati haciz, para alacaklarına ilişkin yapılmış veya yapılacak icra takibinin sonucunu güvence altına alabilmek amacıyla mahkeme kararı ile borçlunun malvarlığına el konulmasını sağlayan geçici bir hukuki korumadır. Muaccel bir alacak eğer rehinle garanti altına alınmamış ise alacaklı ihtiyati haciz isteyebilir. Yani ihtiyati haciz isteyebilmek için alacağın muaccel olması ve rehinle teminat altına alınmamış olması şarttır.
Vadesi gelmeyen alacaklar için kural olarak ihtiyati haciz istenemez ancak istisnai durumlarda vadesi gelmemiş alacaklar için ihtiyati haciz istenebilir. Bu durumlar;
1- Borçlunun belli bir yerleşim yeri olmaması
2- Borçlunun mal kaçırma, mallarını gizleme hazırlığı içinde olması, kendisinin kaçmaya hazırlanması, kaçması veya alacağını tahsilini zorlaştıracak hileli işlemler yapmasıdır (İİK md. 257/2).
İhtiyati hacizde görevli mahkeme açısından kanunda herhangi bir düzenleme mevcut değildir. İhtiyati haciz kararını vermekte görevli mahkeme genel hükümlere göre belirlenir. İhtiyati hacizde yetkili mahkeme açısından ise İİK md. 258/1 gereği ihtiyati hacze İİK md. 50’ye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilecektir. İİK md. 50 yetki konusunda, mahkemelerin yetkisine ilişkin HUMK hükümlerine yollama yaptığından ihtiyati hacze karar verecek yetkili mahkeme de genel hükümlere göre belirlenir.
a. İhtiyati Tedbir ile İhtiyati Haciz Arasındaki Farklar
İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir ile sürekli karıştırılmakta ve farklı kavramlar olmasına rağmen birbirinin yerine kullanılmaktadır. İhtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınırlar, taşınmazlar) hakkındaki davalarda alınırken, ihtiyati haciz kararı yalnızca para alacakları için alınabilir. İhtiyati tedbirde davacı davayı kazanırsa üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya teslim edilirken, ihtiyati hacizde alacaklı davasında veya icra takibinde haklı çıkarsa üzerine ihtiyati haciz konulan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedelinden alacaklının alacağı ödenir.
İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki farklar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/21-1791 E. ve 2013/1676 K. sayılı kararında detaylı biçimde açıklanmıştır ; “Dava, iş kazası sebebiyle ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. Davacı vekili her ne kadar isteminde ihtiyati tedbir istemiş ise de davacının amacının para alacağını teminat altına almak olduğuna göre, H.M.K.33 maddesindeki gereğince “uygulanacak hukuk normunun resen hakimce tespit edilmesi ve uygulanması hakime aittir” ilkesi gereğince talep hakkında ihtiyati haciz hükümlerinin uygulanması ve bu hükümler çerçevesinde talebin değerlendirilmesi gereklidir. Bu husus gözardı edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.”
“Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati hacizle ihtiyati tedbir arasındaki farklara da değinmek gerekmektedir.
Amaç bakımından ihtiyati tedbir, aynı uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafaza edilmesi veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla H.U.M.K. nun 101 vd., H.M.K. nun 389 vd. maddelerinde öngörülen durumlarda başvurulan bir yol olduğu halde, ihtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temine sağlayan bir vasıtadır. İhtiyati hacizde, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir. Halbuki ihtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur.
Konuları bakımından ihtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara dair olabildiği halde, ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. Gerçekten ihtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
Sonuçları bakımından ihtiyati haciz kararından sonra alacaklı borçlu hakkında mutlaka dava açmaya mecbur olmayıp icra takibinde de bulunabildiği halde ( İ.İ.K.madde 264 ) ihtiyati tedbir kararı alan kimse mutlaka süresi içinde dava açmak zorundadır.
İstihkak davaları bakımından da ihtiyati hacizle ihtiyati tedbir farklılık arzeder. İhtiyaten haczedilen şeyler hakkında açılan istihkak davalarına İ.İ.K.nun 96 vd. hükümlerine göre İcra Mahkemelerince ( İ.İ.K. geçici 6. madde ) bakıldığı halde ihtiyati tedbir kararına konu teşkil eden şeyler hakkında istihkak iddiaları genel hükümlere göre genel görevli mahkemelerde incelenir.
İhtiyati hacizde alacaklı borçlunun malların önceden geçici olarak el konulduğundan ihtiyati haciz kesin ( icrai ) hacze çevrilip, takip kesinleşmeden, alacaklı ihtiyaten haczedilen malların satılmasını ve bedelinin kendisine ödenmesini isteyemez.
Alacaklının ihtiyati haciz koydurduğu mallar üzerinde bir öncelik ( rüçhan ) hakkı yoktur. Bu mallar, kendisinden sonra başka alacaklılar tarafından haciz ettirilebilir ve borçlu iflas ederse iflas masasına girer. ( Talih Uyar İcra Hukukunda Haciz )”
Yargıtay kararından hareketle ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz arasındaki diğer farklılıkar şu şekilde sıralanabilir;
– İhtiyati tedbirde hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur. Fakat ihtiyati hacizde ihtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı veya yaptığı veya açmayı yahut yapmayı düşündüğü dava veya icra takibinin konusu değildir.
– İhtiyati haciz sadece taşınır ve taşınmaz mallarla alacak ve haklara ilişkin olabildiği halde ihtiyati tedbirin konusu daha geniştir. İhtiyati hacze konu teşkil eden şeyler dışında bir şeyin yapılması veya yapılmamasına dair fiil ve hareketler ile bir şeyin teslimi veya bir paranın ödenmesi veya ödenmemesi gibi yükümlülükler de ihtiyati tedbirin konusu teşkil ederler.
– İhtiyati tedbir kararı alan kimse mutlaka süresi içinde dava açmak zorundayken ihtiyati haciz kararından sonra alacaklı borçlu hakkında mutlaka dava açmaya mecbur olmayıp icra takibinde de bulunabilir.
– İstihkak davaları bakımından da ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir farklılık arzeder. İhtiyati tedbir kararına konu teşkil eden mal ve haklar hakkındaki istihkak iddialarına genel hükümlere göre genel görevli mahkemeler bakarken, ihtiyaten haczedilen mal ve haklar hakkında açılan istihkak davalarına İİK ‘nın 96 vd. hükümlerine göre icra mahkemelerinde bakılır.
b. İhtiyati Haciz Kararına Karşı Kanun Yolları
İhtiyati haciz kararına karşı başvurulabilecek kanun yolları ihtiyati tedbir kararına karşı başvurulabilecek kanun yollarıyla oldukça paralel olup, istinaf ve itiraz olmak üzere iki tanedir.
(1). İstinaf Açısından;
İhtiyati haciz talebinin reddedilmesi halinde alacaklı, istinaf kanun yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve kesin olarak karara bağlar (İİK md. 258/3) .
Söz konusu kararlara karşı istinaf kanun yoluna gidilebilmesinin dayanağı 6100 sayılı HMK’nın 341. maddesidir. Yukarıda da belirtildiği üzere HMK md. 341 düzenlemesi ile ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurma imkanı getirilmiştir.
(2). İtiraz Açısından;
Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı huzurunda yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir (İİK md. 265/1). Menfaati ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ihtiyati haczin dayandığı sebeplere veya teminata itiraz edebilir (İİK md. 265/2). Anlaşılacağı üzere üçüncü kişiler için itiraz sebepleri yalnızca ihtiyati haczin dayandığı sebeplere ve teminatına yönelik olabilir. Yani üçüncü kişiler ihtiyati haciz kararı veren mahkemenin yetkisine itiraz edemezler.
Mahkeme gösterilen sebeplere bağlı olarak inceleme yaparak itirazı kabul veya reddeder (İİK md. 265/3). İtiraz eden itirazını dayandırdığı tüm belgeleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, itiraz üzerine her iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı yerinde görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. İki taraf da gelmediği takdirde mahkeme evrak üzerinde inceleme yaparak karar verir (İİK md. 265/4). İhtiyati hacze itiraz, ihtiyati haciz kararını veren mahkemede, eğer ihtiyati haciz kararı sonrası alacak hakkında dava açılmışsa bu davanın görüldüğü mahkemede ileri sürülebilecektir. Bu husus Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2005/13637 E. ve 2006/3081 K. sayılı kararında ; “İhtiyati haciz kararlarına İİK’nın 265. maddesi gereğince yapılan itirazları inceleme görevi, icra takibine geçilmiş olsa bile, ihtiyati haciz kararı veren mahkemeye aittir. Bunun tek istisnası, ihtiyati hacze konu alacak hakkında dava açılmasıdır. Bu durumda ihtiyati hacze itirazı, davanın açıldığı mahkeme inceleyecektir.” şeklinde ifade edilmiştir.
İhtiyati haciz kararına itiraz edilmesi halinde itiraz üzerine verilen karara karşı da istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyati haciz kararının icrasını durdurmaz (İİK md. 265/5).
İhtiyati tedbirde olduğu gibi ihtiyati hacizde de itiraz hakkı kanun hükmü gereği yalnızca kendisi dinlenilmeden ihtiyati haciz kararı verilmiş olan karşı tarafa (borçluya) tanınmıştır.
2. MİRAS HUKUKU İLE İLGİLİ KORUMA TEDBİRLERİ
Miras hukuku açısından koruma tedbirleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) Mirasın Geçmesinin Sonuçları başlıklı ikinci bölümünün , Koruma Önlemleri başlıklı birinci ayrımında Defter Tutma, Mühürleme, Terekenin Resmen Yönetilmesi, Vasiyetname ile İlgili İşlemler olarak sayılmıştır.
Miras hukuku kapsamındaki koruma tedbirleri, bir kişinin vefat etmesi üzerine bu kişinin bütün terekesinin mirasçılara geçmesini, terekedeki malların yok olmasının veya kaçırılmasının önüne geçilmesini ve imkan dahilinde mirasçıların tayin ve tespit olunmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.
Mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hakimi, mirasçılardan veya ilgililerden birinin istemi üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak amacıyla kanunda belirtilen ve gerekli olan bütün önlemleri alır. Bu önlemler özellikle kanunda belirtilen hallerde terekede bulunan mal ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine ve vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir (TMK md. 589).
Tereke ile ilgili koruma tedbirlerinden olan tereke defterinin tutulması, tüm tereke mevcudunun hak, alacak taşınır ve taşınmazlardan oluşan aktif kalemlerinin ve borç gibi pasif kalemlerinin mahkemece bir deftere yazılması anlamına gelmektedir.
Terekenin mühürlenmesi terekeye ait eşya ve malların, bir oda, dolap veya sandık içine konularak kapatılması ve üzerine resmi bir mühür konulmasıdır. Mühür bozulmadan bu açılamaz ve içindekiler alınamaz. Böylelikle tereke mallarının kaçırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Terekenin resmen yönetilmesi ise TMK md. 592’de sayılan hallerde (kendisinden uzun süredir haber alınamayan ve temsilci de bırakmamış olan mirasçının menfaatinin gerektirmesi, mirasçılık sıfatı iddia eden kişilerin mirasçılık sıfatını ispatlayamaması veya bir mirasçı bulunup bulunmadığının şüpheli olması, mirasçıların tamamının bilinmemesi, kanunda özel olarak öngörülen durumlar) terekenin, paylaşımına kadar mirasçılar tarafından değil doğrudan sulh hakimi tarafından atanan veya kanunun belirttiği bir kişi tarafından idare edilmesini ifade eder.
Vasiyetname ile ilgili işlemler ise; vasiyetnameyi düzenleyen veya muhafaza eden görevli ya da mirasbırakanın arzusu üzerine saklayan veya başka surette ele geçiren ya da ölenin eşyası arasında bulan kimsenin ölümü öğrenir öğrenmez vasiyetnameyi sulh hakimine teslimle yükümlü olduğu teslim görevi (TMK md. 595), vasiyetnamenin mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hakimi tarafından açılıp ilgililere okunması kısaca vasiyetnamenin açılması (TMK md. 596) ve mirasta hak sahibi olanların her birine gideri terekeye ait olmak üzere, vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneğinin hakim tarafından tebliği anlamına gelen vasiyetname örneğinin tebliği (TMK md.597) kısımlarından oluşur.
a. Defter Tutulması Tedbirine Karşı İtiraz
Miras hukukundaki koruma tedbirlerinden olan defter tutulmasına karşı mirasçılara itiraz yolu öngörülmüştür. Türk Medeni Kanunu’nun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına Dair Tüzük’ün “Deftere İtiraz” başlıklı 62. maddesi gereği, mirasçılar defterdeki tespite defterin kendilerine verildiği tarihten itibaren sekiz gün içinde sulh hakimine yazılı olarak itiraz edebilirler.
3. HAKSIZ REKABET HUKUKU, MARKA HUKUKU ve FİKRİ ve SINAİ MÜLKİYET HUKUKUNDAKİ GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA TEDBİRLERİ
a. Haksız Rekabet Hukuku, Marka Hukuku ve Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukukunda Düzenlenen İhtiyati Tedbirler
(1). Haksız Rekabet Hukuku Açısından;
Haksız rekabet Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun ‘Haksız Rekabet’ başlıklı 54. maddesinde düzenlenmiş olup maddedeki tanımıyla haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalardır.
Haksız rekabet neticesinde açılabilecek hukuk davaları fiilin haksız olup olmadığının tespiti davası, haksız rekabetin men’i davası, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması davası ve tazminat davasıdır (TTK md. 56).
6102 sayılı TTK md. 61 düzenlemesi : “Dava açma hakkını haiz bulunan kimsenin talebi üzerine mahkeme, mevcut durumun olduğu gibi korunmasına, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde öngörüldüğü gibi haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, haksız rekabetin önlenmesine ve yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesine ve diğer tedbirlere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ihtiyati tedbir hakkındaki hükümlerine göre karar verebilir.
Ayrıca, hak sahibinin yetkilerine tecavüz oluşturması halinde cezayı gerektiren haksız rekabet konusu mallara, ithalat veya ihracat sırasında hak sahibinin talebi üzerine, gümrük idareleri tarafından ihtiyati tedbir niteliğinde el konulabilir.” şeklindedir.
Madde düzenlemesinde de görüldüğü üzere haksız rekabet nedeniyle dava açma hakkına sahip olan kişi mahkemeden mevcut durumun olduğu gibi korunmasını ve gerekli diğer tedbirlerin alınmasını isteyebilir. Bu hususta HMK’nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri uygulanır.
(2). Marka Hukuku Açısından ;
Marka en kısa tanımı ile bir nesnenin özellikle ticari malların tanıtılmasına, benzerlerinden ayırt edilmesine yarayan işaretlerdir. Bir başka tanıma göre marka, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırt edici olmak koşuluyla kişi isimleri, tasarımlar, harfler, sayılar, malın ve ambalajın biçimleri gibi çizimle görüntülenebilen işaretlerdir. 22.12.2016 kabul tarihli, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname md. 5’te marka, “Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Marka hakkına tecavüzde bulunulan hallerde dava açılana veya hüküm kesinleşene kadar ihtiyati tedbir talep edilmesi mümkündür. 6769 sayılı kanunda ihtiyati tedbir ile ilgili düzenlemeler madde 159’da yer alıp madde düzenlemesi şu şekildedir; “Bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir.
(2) İhtiyati tedbirler özellikle aşağıda belirtilen tedbirleri kapsamalıdır:
a) Davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması.
b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara ya da patenti verilmiş usulün icrasında kullanılan vasıtalara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde, Türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dahil, bulundukları her yerde elkonulması ve bunların saklanması.
c) Herhangi bir zararın tazmini bakımından teminat verilmesi.
(3) İhtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.”
Markalara ilişkin ihtiyati tedbir taleplerinde HMK’daki düzenlemeden farklı olarak görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir. Bu mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hakimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir. Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince bakılır.
Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir. Davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması halinde yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Üçüncü kişiler tarafından sınai mülkiyet hakkı sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Sınai mülkiyet hakkı başvurusu veya sınai mülkiyet hak sahibinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması halinde, dördüncü fıkra hükmü uygulanır (6769 sayılı Kanun md. 156).
(3). Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku Açısından ;
Fikri mülkiyet terimi, bilgisayar programları ile veri tabanlarını da içererek fikir ve sanat eserlerini, patentler ile faydalı modelleri, tasarımları, dijital iletişimleri, markaları, ticaret unvanları ile diğer ad ve işaretleri kapsar. Fikri mülkiyet hakkı ise bir fikri mülkiyet konusu üzerindeki haktır. Fikri ve sınai mülkiyet hukukuna ilişkin esaslar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda (FSEK) düzenlenmiştir. Eser sahibinin hakları FSEK’da çeşitli davalarla korunmuştur. Fikri ve sınai mülkiyet hukuku bakımından ortaya çıkan hak ihlallerine yönelik en önemli yaptırımlar tazminat, men ve sonucun ortadan kaldırılmasına yönelik davalardır. Fikri ve sınai mülkiyet hukukunda ihtiyati tedbirler özel bir yere sahiptir. Bunun nedeni bu alandaki davaların genellikle uzun sürmesi ancak bu alanda teknolojinin de gelişmesiyle yenilik ve değişikliklerin hızlı gerçekleşmesidir.
Fikri ve sınai mülkiyet hukukunda ihtiyati tedbirlerin düzenlendiği FSEK’nın 77. maddesi şu şekildedir ; “Esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin yahut emrivakilerin önlenmesi için veya diğer her hangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse hukuk mahkemesi, bu Kanunla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların ya da meslek birliklerinin talebi üzerine, davanın açılmasından önce veya sonra diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasına karar verebilir.“
Yine FSEK md. 76’da yer alan ; ” Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir.” düzenlemesi ile fikri ve sınai mülkiyet hukukuna ilişkin davalar ve ihtiyati tedbirlerde marka hukukunda olduğu gibi görevli mahkemenin, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi olduğu ortaya çıkmaktadır.
b. Haksız Rekabet Hukuku, Marka Hukuku ve Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukukundaki Geçici Hukuki Koruma Tedbirlerine Karşı Kanun Yolları
Haksız rekabet hukuku, marka hukuku ve fikri ve sınai mülkiyet hukukundaki ihtiyati tedbir kararlarına karşı ayrıca bir kanun yolu düzenlenmemiş ve gerek haksız rekabet hukukunda ihtiyati tedbirlere ilişkin düzenlemelerin yer aldığı TTK gerekse marka hukukuna ilişkin ihtiyati tedbir düzenlemelerinin yer aldığı 6769 sayılı kanunda ihtiyati tedbirlerle ilgili hüküm bulunmayan hususlarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir.
Dolayısıyla bu hususta alınabilecek ihtiyati tedbir taleplerine karşı;
-Tedbir talebinin reddi halinde istinaf kanun yoluna başvurulabilir.
-Her iki tarafın dinlenmesi suretiyle verilen ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilemez, bu kararlarla ilgili herhangi bir kanun yoluna gidilemez.
-Karşı taraf sadece kendisi dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına karşı itiraz edebilir. Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın itiraz hakkı, ihtiyati tedbir talebinin incelendiği yargılamaya davet edilmeyip tedbir kararının kendisi dinlenmeden verilmiş olmasına bağlanmıştır bu durumda ihtiyati tedbir talebinin incelendiği yargılamaya davet edilen ve dinlenen tarafın itiraz hakkı bulunmamaktadır.
-İtiraz hakkında verilen karara karşı, istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz.
Av. Meltem ÇEKİRDEK
KAYNAKÇA
AKİL, Cenk : ‘Medeni Yargılama Hukukunda Mahkemelerce Yapılan Delil Tespiti’, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.58, S.1, Ankara, 2009, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/1500/16556.pdf
ALAGONYA, Yavuz / YILDIRIM, Kamil / DEREN-YILDIRIM, Nevhis : Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, İstanbul Barosu Yayınları, 2006.
ALAGONYA, Yavuz / YILDIRIM, Kamil / DEREN-YILDIRIM, Nevhis : Medeni Usul Hukuku Esasları, 5. Bası, İstanbul, 2005.
ARKAN, Sabih : Ticari İşletme Hukuku, 18. Baskı, Ankara, 2013.
ARSLAN, Ramazan : ‘Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici Hukuki Korumalar Konusunda Getirdiği Yenilikler’, Bankacılar Dergisi, Özel Sayı, İstanbul, 2013, https://www.tbb.org.tr/Content/Upload/dergiler/dosya/57/ozel_sayi.pdf
DÖNMEZ, İrfan : Markalar ve Haksız Rekabet Davaları, 2. Bası, İstanbul, 1992.
DURAL, Mustafa / ÖZ, Turgut : Türk Özel Hukuku C.4 Miras Hukuku, 8. Bası, İstanbul, 2015.
DURSUN, Hasan : Marka Hukuku, 1. Baskı, Ankara, 2008.
ERCAN, İsmail : Medeni Usul Hukuku, 5. Bası, İstanbul, 2010.
İMRE, Zahit / ERMAN, Hasan : Miras Hukuku, 2. Bası, İstanbul, 1993.
KARADEMİR, Dilek : ‘İhtiyati Tedbir Hakkındaki Kararların Temyizi ve 2013/1 E. 2014/1 K. Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S.26, 2016.
KAVLAK, Bengül : ‘Marka Hukukunda İhtiyati Tedbirlerin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Işığında Değerlendirilmesi’, Yaşar Üniversitesi e- dergisi, Özel Sayı, C. 2, http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/14-Beng%C3%BCl-KAVLAK.pdf
KONURALP, Cengiz Serhat : ‘İcra ve İflas Hukuku’nda İhtiyati Tedbirler’, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.
KONURALP, Cengiz Serhat : ‘6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre İhtiyati Tedbirler’, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 71 , S. 2, 2013.
KURU, Baki / ARSLAN, Ramazan / YILMAZ, Ejder : İcra ve İflas Hukuku, 28. Baskı, Ankara, 2014.
KURU, Baki / ARSLAN, Ramazan / YILMAZ, Ejder : Medeni Usul Hukuku, 24. Baskı, Ankara, 2013.
ÖZEKES, Muhammet : Hukukumuzda Yeni Bir Kanun Yolu Olarak Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemeleri Konferansı, ‘Bölge Adliye Mahkemeleri Kurulurken: Medeni Yargılama Hukukunda Yeni Kanun Yolu Sistemi İstinaf ve Temyiz’ Sunumu, İzmir, 2016, http://www.izmirbarosu.org.tr/Upload/files/haberler/%C3%96ZEKES-%20Yeni%20Kanun%20Yolu.pdf
PEKCANITEZ, Hakan : Hukukumuzda Yeni Bir Kanun Yolu Olarak Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemeleri Konferansı, ‘İstinaf Kanun Yolu’ Sunumu, İzmir, 2016, http://www.izmirbarosu.org.tr/Upload/files/haberler/%C4%B0stinaf.pdf
PEKCANITEZ, Hakan / ATALAY, Oğuz / ÖZEKES, Muhammet : İcra ve İflas Hukuku Temel Bilgiler, 12. Bası, Ankara, 2015.
SANAN, Melih : ‘Delil Tespiti’, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2014.
SARISÖZEN, Serhat : ‘İhtiyati Tedbir Kararlarına Karşı Başvuru Yolu ve İçtihadı Birleştirme Kararı’, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı, 2014.
TEKİNALP, Ünal : Fikri Mülkiyet Hukuku, 4. Bası, İstanbul, 2005.
TUTUMLU, Mehmet Akif : Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Yeni ve Değişik Hükümlerinin Yorumu, 1. Baskı, Ankara, 2012.
YILMAZ, Ejder : Hukuk Sözlüğü, 4. Baskı, Ankara, 1992.
www.kazanci.com.tr
http://www.resmigazete.gov.tr
https://tez.yok.gov.tr
1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gerekçesi
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu
